Kuşunun Hikayesi____________

Eğer hayat, hayâ çizgisinde yaşanıyorsa; huzur ve sıhhat, bereket ve rahmet vesilesidir. Eğer hayâ ile yaşanmıyorsa; gönüller, ağrı ve sızı içinde kıvranan hastalar misâli perişandır. Akıl da perişandır. Eğitim de çıkmazdadır.Yeni yetme bir tâvus kuşu vardı. Karma bir hayatın olduğu bir ağaçlıkta dilediğince dolaşıyor, sadece hemcinsleriyle değil, herkesle tanışıyor, görüşüyordu. Ailenin büyükleri her ne kadar; “–Kendi cinslerinle yoldaş ol, yabanlar sana zararlı...” dese de o;

“–Hayır, ben görgü ve tecrübemi artırıyorum. Zarar değil fayda görüyorum...” diye itiraz ediyordu.

Çünkü her gittiği yerde ve ortamda kendisinin başkalık ve güzelliği ön plânda oluyordu. Bu da ona iftihar vesilesi idi. Bu yüzden hiçbir öğüt, kendisine tesir etmiyordu.

Tattığı bir şey vardı. Kertenkele hayranlıkla beğeniyor, baykuşlar ayrıca beğeniyor, maymunlar bilhassa beğeniyordu. Beğenmeyen yoktu.
Hepsi diyordu ki:

“–Ne kadar güzelsin!”

“–Senin gibi değerli olmak için neler vermezdim neler!”
Dostluklar ilerledikçe de bu beğenme cümleleri değişmeye başladı. Kimi hasedinden kimi câhilliğinden kimi kendine daha yakın görmek istediğinden kimi de bilgiçlik taslamak için ısrarla tavsiyelerde bulunuyordu:

“–Ey varlığın gözdesi tâvus! Bir de şöyle şöyle yapsan, inan ki güzelliğin iki kat daha artacak.”

“–Evet evet. Hele şunları da yapsan var ya, güzelliğine kimse kusur bulamaz.”

“–Ey tâvus, bütün bunlar gerçekten doğru. Eğer bir gerçekleştirecek olursan diğer tâvuslar bile senin yanında çirkin kalır.”

Nihayet bu can eriten sözlere dayanamayan yeni yetme tâvus, denilenlere boyun büktü.

İşe tüylerini değiştirmekten başladılar.

Dillere destan o güzelim tüylerini yoldurdular. Efsânevî kıyafetini sırtından söktüler. Şekilden şekle soktular.

Heyhat!
Her denemede eski güzelliği bir kat daha bozuldu. Bunu hazmededi. Huyu da bozuldu, hayâsı da ahlâkı da. Şirret ve yolunmuş bir tâvustu artık. Tosbağadan daha çirkin görünüyordu.

Kendi kendine;
“–Âh!” dedi; “Büyüklerim doğru söyledi, fakat anlayamadım. Şimdi de iş işte geçti. Bu hâlimle ne yapacağım?” diye hayıflanıyordu.
Meğer;

Onun tüyleri, o güzelim cennet kıyafeti, bütün güzelliğinin sırrı imiş. Dillere destan olması, efsânelerin baş köşesinde yer alması hep kıyafetinin hatırına imiş. Meğer o güzellik sırrı, huy ve ahlâkının, hayâ ve edebinin de en büyük sırrı imiş.

Zavallı yeni yetme tâvus!
Güzelliği, kendi kaftanını bırakıp da yaban gözlerin kılıksızlığına dalmak zannetti de beş paralık oldu. Sonra da güzelliği sadece içte farz edenler kervanına katıldı. Dışı gözden düşürerek berbat ederken içini de harap etti.
Anlamadı ki;

Onun kendi tabiî kıyafeti, ona güzellikler bahşeden haysiyetiydi. Hayâsıydı. Hayatıydı.

Bunu anlamadı da;
Kendi eliyle, sadece güzelliğini değil; hayat ve haysiyetini de mahvetti. İçindeki işkembeden bağırsağına kadar bütün hâllerini gizleyen güzellik perdesini kendi eliyle paramparça ederek perişan oldu.

Bütün bunları, hayâ ve idrâkinin zayıflığından yaptı. Tıpkı şeytan gibi.
Çünkü şeytan, kibir ve hırs çukurunda makam ve mevki adına bin bir heveslere kapılarak Hakk’a karşı bile utanma duygusunu kaybetti, isyan etti. Belki utansaydı, isyana kalkışamazdı. Fakat utanmadı. Sonunda arsızlaştı ve şeytan kesildi. Bütün meleklerin başıyken kulluk iffetini yitirdi de ifrit oldu. Kendi utanmazlık parmağıyla kendi gözünü çıkardı.

Hazret-i Mevlânâ’nın buyurduğu gibi;
“Kâfir olsun, fâsık; yani ahlâksız kişi olsun, bu zamanda, bu kötülükler âleminde her mücrim, günahlarını örten perdeleri, kendi elleri ile yırtar.”
“Zulüm ve haksızlık, can sırları arasında örtülü iken zâlim; tutar, onu halkın gözü önüne serer.”

Bilmez ki;
Hayatın temeli ve güzelliği, hayâ ve edeptir.
Eğer hayat, hayâ çizgisinde yaşanıyorsa; huzur ve sıhhat, bereket ve rahmet vesilesidir. Eğer hayâ ile yaşanmıyorsa; gönüller, ağrı ve sızı içinde kıvranan hastalar misâli perişandır. Akıl da perişandır. Eğitim de çıkmazdadır.
Yani;

Hayâ bozulunca her şey bozulmaktadır. İçin de dışın da güzelliği çöpe dökülmektedir.

Çünkü;
Doğruluğun ve dürüstlüğün güzelliği de hayâ iledir.
Namazın güzelliği de niyâzın güzelliği de hayâ iledir.
İnsanın güzelliği de hayâ iledir.
Onun için;
Hayâ düzgün olunca her şey düzgün, bozuk olunca da her şey bozuk.

Hayâ nedir?
Yanlış mevzubahis olunca titremek. Ahlâksızlıktan korkmak. Günaha karşı cesaretsiz olmak.
Hayâ nedir?
Güzellikleri ayakta tutan çelik omurga.
Hayâ nedir?
İnsanlık haysiyetidir.
Bu sebeple Hazret-i Peygamber buyurur:
“Hayâ, îmandandır...”